İTİRAZIN İPTALİ DAVASINA İLİŞKİN YARGITAY KARARI.
Alanya avukat olarak hizmet veren Aşıkoğlu Hukuk Bürosu, Eski Alanya Cumhuriyet Savcısı Mehmet Aşıkoğlu tarafından Alanya'da kuruldu.
alanya,hukuk,bürosu,avukat,dava,danışma,mehmet,aşıkoğlu,mehmet aşıkoğlu,savcı,eski,ceza,ticaret,haciz,alacak,borçlar,Mehemet,Aşıkoğlu,alanya,avukat,hukuk,bürosu,alanya avukat, mehmet aşıkoğlu, alanya hukuk bürosu
18397
post-template-default,single,single-post,postid-18397,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,side_area_uncovered_from_content,vss_responsive_adv,vss_width_768,qode-theme-ver-14.2,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive
 

İTİRAZIN İPTALİ DAVASINA İLİŞKİN YARGITAY KARARI.

İTİRAZIN İPTALİ DAVASINA İLİŞKİN YARGITAY KARARI.

T.C. YARGITAY

8.Hukuk Dairesi

 

Esas:  2013/223

Karar: 2013/9173

Karar Tarihi: 13.06.2013

 

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI – MAL REJİMİNİN TASFİYESİNDEN KAYNAKLANAN ALACAK SEBEBİYLE BAŞLATILAN TAKİP – BANKA HESABINDAKİ PARANIN TAMAMININ MÜŞTEREK HESAP SAHİPLERİNDEN BİRİSİ TARAFINDAN TEK BAŞINA ÇEKİLMESİ – DAVANIN YARI ORANINDA KABULÜ – HÜKMÜN BOZULDUĞU

 

ÖZET: Boşanma davasının açıldığı ve mal rejiminin sona erdiği 9.6.2003 tarihinde paranın tamamı hesapta mevcut olup, boşanma kararının kesinleştiği ve evliliğin son bulduğu 3.7.2003 tarihinden yaklaşık üç ay önce çekilen … Euro’nun bu kadar kısa bir süre içinde evin ihtiyaçlarına harcanması hayatın olağan akışına uygun düşmez ve kabul edilemez bir olgudur. Bu açıklamalara göre, davanın (isteğin) yarı oranında kabulüyle itirazın iptaline takibin devamına alacak likid (muayen-belirli) olduğundan % 20 (yüzde yirmi) icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken yanlışa düşülerek tamamen reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

 

(2004 S. K. m. 67) (6100 S. K. m. 23, 33) (1086 S. K. m. 25) (4721 S. K. m. 688) (13. HD. 24.03.2008 T. 2007/14801 E. 2008/4078 K.)

 

Dava: C. B. ile H. (B.) İ. aralarındaki itirazın iptali (katkı payı alacağından kaynaklanan) davasının reddine dair Bakırköy 6. Aile Mahkemesi’nden verilen 29.12.2010 gün ve 150/1066 Sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

 

Karar: Davacı C. B. vekili Tekstilbank Kayseri Şubesi’ndeki müşterek hesapta bulunan 52.168,17 Euro’nun davalı eş tarafından çekildiğini, bu paranın evlilik birliği içinde müvekkilinin birikimiyle oluşturulduğunu, davalı aleyhine icra takibinin başlatıldığını, boşandığı eşi olan davalının, icra takibine vaki itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline takibin devamına ve davalının % 40’dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı H. B. İ. vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

 

Mahkemece, banka hesabının davacıyla davalı arasında müşterek olduğu her iki tarafın tek başına parayı çekmeye hakkının bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine, % 40 oranında icra inkar tazminatının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir. Hüküm süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Olayları anlatmak taraflara hukuki niteleme yapmak ve uygulanacak kanun maddesini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı H.M.K.nun 33 m.). İddianın ileri sürülüş şekline göre; davada davacı vekili, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacağı sebebiyle davalı (borçlu) aleyhine başlattığı icra takibine vaki itirazın İ.İ.K.nun 67. maddesi uyarınca iptalini istemiştir.

 

Taraflar, 14.9.1990 tarihinde evlenmiş. 9.6.2003 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne dair hükmün 3.7.2003 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Takip konusu 52.168,17 Euro’luk Tekstilbank Kayseri Şubesi’ndeki banka hesabı 24.12.2001 tarihinde davacı ve davalı tarafından <müşterek hesap> olarak açılmış, söz konusu hesap 10.4.2003 tarihinde davalı tarafından para çekilerek kapatılmıştır. Hesap açmak için bankayla yapılan ve örneği dosya arasında bulunan sözleşmeye göre, açılan hesap müşterek olup, her ikisinin birlikte veya ayrı ayrı para çekmeye yetkili oldukları, ancak; sorumluluğun müştereken ve müteselsilen olduğu sözleşme kapsamıyla sabittir. Bankanın karşılık yazısında taraflar arasındaki pay belirtilmemiştir. Bu gibi durumlarda T.M.K.nun 688/2. fıkrası hükmü göz önünde tutulmalıdır. Anılan maddenin 2. fıkrasına göre <başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır> hükmü uyarınca payın belirtilmediği bu tür müşterek banka hesaplarının yarı oranda olduğu kabul edilmelidir. Yargıtay’ın ve dairemizin uygulaması da bu yöndedir. Davacı ve davalının evlilik birliğinin devamı sırasında serbest iradeleriyle açtıkları müşterek banka hesabında gerekli paylaşımı anlaşarak bu orana göre yaptıklarının kabulü gerekir. Banka hesabındaki paranın tamamının müşterek hesap sahiplerinden birisi tarafından tek başına çekilmesi, paranın tamamının o hesap sahibine bağışlandığı ya da ona ait olduğu anlamına gelmez.

 

Bundan ayrı boşanma davasının açıldığı ve mal rejiminin sona erdiği 9.6.2003 tarihinde paranın tamamı hesapta mevcut olup, boşanma kararının kesinleştiği ve evliliğin son bulduğu 3.7.2003 tarihinden yaklaşık 3 ay önce çekilen 54.341 Euro’nun bu kadar kısa bir süre içinde evin ihtiyaçlarına harcanması hayatın olağan akışına uygun düşmez ve kabul edilemez bir olgudur. Bu açıklamalara göre, davanın (isteğin) yarı oranında kabulüyle itirazın iptaline takibin devamına alacak likid (muayen-belirli) olduğundan İ.İ.K.nun 67/2. fıkrası gereği % 20 (yüzde yirmi) icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken yanlışa düşülerek yazılı gerekçeyle tamamen reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

 

Öte yandan Yargıtay 13. HD’nin 24.3.2008 tarih ve 2007/14801 E., 2008/4078 Karar sayılı kararıyla; <… iddianın evlilik birliği içinde edinilmiş malların tasfiyesine yönelik olduğu gerekçesiyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi değil, Aile Mahkemesi’nin görevli olduğu…> yönündeki kararın kesinleşmesi sebebiyle H.M.K.nun 23/2. maddesi (H.U.M.K.nun 25/son ) gereğince Yerel Mahkeme’yi bağlayıcı niteliktedir.

 

Sonuç: Tüm bu sebeplerle davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle Yerel Mahkeme’nin usul ve yasaya aykırı görülen hükmünün 6100 Sayılı H.M.K.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 Sayılı H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca oyçokluğuyla BOZULMASINA, taraflarca H.U.M.K.nun 388/4. (H.M.K.m.297/ç) ve H.U.M.K.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 18,40 TL peşin harcın istenmesi halinde davacıya iadesine, 13.06.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

 

KARŞI OY

 

Davacı C. B. harcı tamamlanan dava dilekçesinde özetle; <… Bağcılar 1. İcra Müdürlüğü’nün 2003/2536 Esasta kayıtlı dosyasıyla davalı aleyhine Örnek 48 evrakıyla ilamsız icra takibi yaptığını, ancak, borçlunun (davalının) itirazı sebebiyle takibin durduğunu, esasen, paranın kendi birikimi olmasına rağmen eşine olan güven sebebiyle ortak hesap açtığını, ne var ki, davalının bu güveni kötüye kullandığını izah ederek ve bu sebeple süresi içerisinde Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat ederek itirazın iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine % 40’dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına> karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı taraf 14.5.2004 havale tarihli dilekçesinde; yetki itirazında bulunmuş, ayrıca esasa dair beyanlarında özetle; <… tarafların boşanmadan önce haricen anlaştıklarını ortak olan binek otomobil, motosiklet, çeyiz eşyalarının davacıda bırakıldığını, ortak hesaptaki paranın kendisine özgülendiğini, açılan davayı kabul etmediğini…> savunmuştur.

 

Mahkemece, 30.3.2007 tarihli ilk kararda: ispat edilemeyen davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin temyizi üzerine: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 24.3.2008 tarih, 2007/14801 Esas, 2008/4078 Karar sayılı kararında yazılı olduğu üzere <… paranın çekildiği ve davalı iddiası da gözetilerek açılan davanın evlilik birliği içinde edinilmiş malların tasfiyesine yönelik olduğu anlaşıldığından davaya bakmakla görevli olan mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu gözetilerek ve görev hususu resen dikkate alındığından yerel mahkeme kararı sair hususlar incelenmeksizin> Bakırköy 11. Asliye Hukuk Mahkemesi 23.12.2008 tarihinde bozma ilamına uymuş ve görevsizlik kararı vermiştir. Kararın kesinleşmesi üzerine dosya Aile mahkemesine gönderilmiştir. Aile Mahkemesince yargılamalara devam edilmiş, temyize konu 29.12.2010 tarihli kararda özetle; itirazın iptali davasının reddine, alacağın % 40 oranındaki miktarın icra inkar tazminatı olarak davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından dilekçesindeki yazılı sebeplerle temyiz edilmiştir.

 

Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; alacaklı (davacı) vekili tarafından 10 Eylül 2003 tarihinde Bağcılar 1. İcra Müdürlüğü’nün 2003/2536 Esasta kayıtlı icra takip dosyasında davalı (borçlu) aleyhine toplam 54.341 Euro alacak için % 10 yasal faiz vs talepli olarak Örnek 48 belgeyle ilamsız icra takibi yapılmıştır. Borçlu (davalı) 22.9.2003 havale tarihli Erdemli İcra Müdürlüğü’ne verdiği dilekçeyle < borca itiraz> etmiştir. Bunun üzerine alacaklı (davacı) vekili süresi içerisinde dilekçesinde açıkça belirttiği ve neticeyi talep bölümünde özgülediği üzere, icra takibine yapılan itirazın iptaliyle takibin devamına, davalı aleyhine % 40’dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece, genel hükümler dairesinde yargılamalar yapılmış ve az yukarda açıklandığı üzere 30.3.2007 tarihinde ispat edilemeyen itirazın iptali davasının reddine karar verilmiştir.

 

Hal böyle iken, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi yukarda değinilen bozma ilamıyla davayı T.M.K.nun 202 vd. maddeleri gereğince mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir dava olarak nitelemiş ve görev konusunun kamu düzeniyle ilgili olduğundan resen dikkate alınması gerektiğini açıklamıştır. Ne var ki, yerel mahkeme söz konusu bozma kararına uymuştur. Yargıtay uygulamalarına göre bozma ilamına uyulmakla taraflar lehinde ve aleyhinde usuli kazanılmış hak oluşturmuştur. Ancak, eldeki dava başlangıçta doğru açıldığı üzere mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir dava değildir. İlamsız icra takibine vaki itiraz sebebiyle itirazın iptali ve icra inkar tazminatına yönelik bir dava türüdür. Esasen, iş bu davanın genel hükümlere göre yürütülüp ilk kararda yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru iken ve boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren 10 yıl içerisinde, Aile Mahkemesine, mal rejiminin tasfiyesi istekli herhangi bir davanın açılması mümkün iken Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin değinilen kararı usul ve yasaya aykırı ise de uyulmakla usuli kazanılmış hak oluşturmuştur.

 

Tüm bunlardan ayrı, H.U.M.K.nun 74 ve 76. maddelerince, H.M.K.nun 33. maddesi uyarınca olayları bildirmek taraflara hukuki niteleme hakime aittir. Bu genel ve yasal kuralın meali dilekçedeki isteğin net olarak açıklanmaması ya da anlaşılamaması sebebiyle mahkemelere bırakılmış ise de somut davadaki istek icra takibine vaki itiraz sebebiyle süresi içerisinde ve genel hükümlere göre İ.İ.K.nun 67. maddesi uyarınca açılmış bir itirazın iptali davasıdır. Bu nedenlerle, H.U.M.K.nun 74, 76 ve H.M.K.nun 33. maddesi gereğince başkaca bir niteleme yapmaya gerek yoktur. Tüm bunların haricinde çoğunluk görüşünde de yazılı olduğu üzere taraflar 14.9.1990 tarihinde evlenmiş, Sarıoğlan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19.6.2003 tarih, 2003/75-75 Esas ve Karar sayılı kararı uyarınca M.K.nun 166/1. maddesi gereğince davacı Handan Bal’ın açtığı boşanma davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Söz konusu karar yasa yollarına müracaat edilmeksizin 3.7.2003 tarihinde kesinleşmiştir. Dosyada mevcut ortak hesabın bulunduğu Tekstilbank’tan gelen yanıt kapsamına göre tarafların adına ortak hesap açıldığı, ortak hesaptan tarafların birinin diğerine haber vermeden hesabın tamamını kapatma yetkilerinin bulunduğu, müşterek ve müteselsil sorumluluğun kendilerine ait olduğu izahtan varestedir. Uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken ortak hesaptaki paranın nemasıyla birlikte tamamının davalı tarafından çekilip hesabın kapatılması sebebiyle davacının ilamsız icra takibi yapması ve davalının süresinde itirazı sonucu genel hükümlere göre açılan itirazın iptali davasının bir nevi mal rejiminin tasfiyesi olarak görülüp görülemeyeceği ya da mal rejiminin tasfiyesi olarak nitelendirildiğinde paranın davalı tarafından çekildiği tartışmasız olduğuna göre bu paranın oranındaki miktarın davacıya verilip verilmeyeceği konusunda toplanmaktadır. Bozma ilamı kapsamına göre işlem yapıldığından hesabın açıldığı tarihte dikkate alınarak tarafların tüm gelirlerinin araştırılması TMK.nun 152 ve 170. maddelerinin dikkate alınması, genel araştırma çerçevesinde olup davacının dava dilekçesindeki ve sonraki diğer dilekçesindeki açıkça beyanına göre <eşine olan güven sebebiyle hesap açtığını> açıklaması dikkate alındığında özellikle 1/2 payın eşine hibe edildiğinin (gizli bağışda bulunulduğunun) kabulü gerekir. Arta kalan diğer 1/2 pay için mal rejiminin tasfiyesine yönelik olarak araştırma ve incelemelerin noksansız olarak yapılması zorunludur. Dava mal rejiminin tasfiyesi olarak bozma ilamı gereği yürütüldüğüne göre bu takdirde itirazın iptaline takibin devamına, % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine gerek bulunmamaktadır. Kaldı ki, davalının babasıyla davacı arasında evliliğin başlangıcı aşamasında yapılan 30.11.1990 tarihli haricen sözleşme kapsamında yazılı olan menkul malların boşanma sırasındaki harici anlaşma kapsamına göre davacıda bırakıldığı ve davacının yargılama aşamalarında bu taleplere herhangi bir itirazının bulunmadığı dikkate alındığında harici anlaşmanın mevcut olduğu 30.11.1990 tarihli senetle bu eşyaların davacı uhdesinde kaldığı yani davacının yedinde bulunduğu ve davaya konu banka hesabındaki paraya karşılık olarak davacıda bırakıldığının kabulü gerekir.

 

Açıkladığım tüm bu sebeplerle Dairenin sayın çoğunluğunun kesin bozma şeklinde tecelli eden görüşlerine katılmam mümkün olmamıştır. Belirttiğim sebeplerle ve gizli bağış dışında kalan miktar için T.M.K.nun 202. vd. maddeleri uyarınca 152. ve 170. maddeleri de dikkate alınarak araştırma bozması yapılması gerektiği kanaatindeyim. 13.6.2013

 

Temyize konu itirazın iptali davasının açıldığı 30.1.2004 tarihinde yürürlükte bulunan 2004 Sayılı İ.İ.K.nun 67/2. maddesi hükmüne göre; <Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.> Anılan kanun maddesindeki tazminat oranı 2.7.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 Sayılı Kanunun 11. maddesiyle yüzde yirmi olarak değiştirilmiştir.

 

Her dava (takip) açıldığı tarihteki koşullara göre çözüme kavuşturulur. Hukuk devletinin öncelikli ilkelerinden birisi de, hukuki işlem yapan kişi ya da kişilerin bu işlemin sonunda mevcut yasalara göre ne kazanıp ne kaybedeceğini bilmelerinin gerektiğidir. Başka bir anlatımla kanunu bilmemek mazeret sayılmaz Sonradan gerçekleştirilen kanuni değişikliklerle bir taraf aleyhine olacak şekilde karşı taraf lehine yeni durum oluşturulamaz Kamu yararını gerektiren durumlar hariç, hukuk devletinde tesadüflere, sürprizlere yer yoktur. Hukuki yollara başvuranlar, mevcut düzenlemeleri araştırıp inceleyerek karar vermelidirler.

 

Somut olayda, itirazın iptali davasının açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan kanuni düzenlemeye göre yüzde kırk olarak uygulanması gereken inkar tazminatın, sayın çoğunluk tarafından bozma ilamında yüzde yirmi olarak kararlaştırılmasının doğru olmadığı düşüncesindeyim. Yukarıda belirtilen hususların dışındaki çoğunluğun bozma görüşüne aynen katılmaktayım. 13.06.2013 (¤¤)

 

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

 

No Comments

Post A Comment

Hemen Arayın
FinlandEnglishRussiaGermanIran