ELATMANIN ÖNLENMESİ DAVASI YARGITAY KARARI
Alanya avukat olarak hizmet veren Aşıkoğlu Hukuk Bürosu, Eski Alanya Cumhuriyet Savcısı Mehmet Aşıkoğlu tarafından Alanya'da kuruldu.
alanya,hukuk,bürosu,avukat,dava,danışma,mehmet,aşıkoğlu,mehmet aşıkoğlu,savcı,eski,ceza,ticaret,haciz,alacak,borçlar,Mehemet,Aşıkoğlu,alanya,avukat,hukuk,bürosu,alanya avukat, mehmet aşıkoğlu, alanya hukuk bürosu
18491
post-template-default,single,single-post,postid-18491,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,side_area_uncovered_from_content,vss_responsive_adv,vss_width_768,qode-theme-ver-14.2,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive
 

ELATMANIN ÖNLENMESİ DAVASI YARGITAY KARARI

ELATMANIN ÖNLENMESİ DAVASI YARGITAY KARARI

T.C. YARGITAY
14.Hukuk Dairesi

Esas: 2015/9154
Karar: 2015/9176
Karar Tarihi: 19.10.2015

ELATMANIN ÖNLENMESİ DAVASI – BİLİRKİŞİ RAPORLARI VE TANIK BEYANLARINA GÖRE DAVACININ TAŞINMAZINDA TARIMSAL FAALİYETTE BULUNMAK İÇİN SUDAN FAYDALANMADIĞI – HÜKMÜN BOZULMASI

ÖZET: Elatmanın önlenmesini konu alan davada dava konusu kaynaktan öteden beri davacının arazilerinin sulandığı iddia edilmiş ise de, keşif ve bilirkişi raporları, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına göre de davacının taşınmazında tarımsal faaliyette bulunmak için sudan faydalanmadığı, su kaynağının bölgeye adapte olmuş kültür bitkilerinin gelişim mevsimi itibarı ile ihtiyaç duydukları su miktarını karşılamaktan yoksun olduğu, anlaşılmaktadır. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. Hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

(4721 S. K. m. 718, 756, 837)

Dava ve Karar: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 23.11.2010 gününde verilen dilekçe ile suya müdahalenin önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 23.12.2014 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Dava, suya vaki elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.

Davacı, paydaşı bulunduğu 165 ada 13 parsel sayılı taşınmazdan çıkan suya davalı tarafın izinsiz kazı çalışmaları yaparak boru döşendiğini, kendi taşınmazının sulu arazi özelliğini yitirdiğini ve ağaçların kuruduğunu belirterek elatmanın önlenmesini ve boruların kal’ini istemiştir.

Davalı köy muhtarlığı, dava konusu suyun içme suyu olarak kullanıldığını, kaynağın ve boruların bulunduğu taşınmazın davacıya ait olmadığını, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, mahallinde yapılan keşif sonucu alınan fen bilirkişisi raporuna göre, dava konusu suyun ve çalışma yapılan yerin hazine adına kayıtlı 165 ada 8 parsel sayılı taşınmazda kalmasına rağmen davanın kısmen kabulüne, bilirkişi rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen su kaynağına davalı köy tüzel kişiliğinin elatmasının önlenmesine, davacının arazisi üzerinden geçtiğini iddia ettiği su hattının kal’ine ilişkin istemin ise reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.

Türk Medeni Kanununun 718. maddesi gereğince; Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.

Gerek Türk Medeni Kanununun 718. maddesi gerekse 756/2. maddesinde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır. Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması halinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanununa tabidir.

Bir başka ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera, orman vb) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir.

Özel su ise tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur.

Arazinin mülkiyetine tabi olan kaynak suyu bir başka ifadeyle özel su üzerinde, hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa elatma varsa elatmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır.

Türk Medeni Kanununun 756/2 ve 837. maddesinde belirtilen kaynak irtifakına konu olabilecek su özel su olup genel su niteliğindeki yeraltı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Nitekim genel sular taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; dosya kapsamına ve toplanan delillere göre dava konusu su kaynağı hazine arazisi içinde kalmakta olup genel su niteliğindedir. Genel sulardan kadim öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir. Ancak davalı köy muhtarlığı köyün içme suyu ihtiyacının karşılanması için borular döşemek suretiyle suyu köye götürmüştür. Köyün içme suyu ihtiyacının davacının arazi sulamasına göre öncelikli olduğu açıktır. Dava konusu kaynaktan öteden beri davacının arazilerinin sulandığı iddia edilmiş ise de, keşif ve bilirkişi raporları, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına göre de davacının taşınmazında tarımsal faaliyette bulunmak için sudan faydalanmadığı, su kaynağının bölgeye adapte olmuş kültür bitkilerinin gelişim mevsimi itibarı ile ihtiyaç duydukları su miktarını karşılamaktan yoksun olduğu, davacının arazisinde bulunan çayır otu ve ağaçlar için suya ihtiyaç bulunmadığı, ağaçların canlılığını koruduğu, çayır ve ağaçların yağmur sularından beslendikleri, ağaçların köklerinin derine inmesi nedeniyle yeraltı suyundan faydalandığı, davacının suya ihtiyacının da bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün bozulmasına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.10.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

No Comments

Post A Comment

Hemen Arayın
EnglishGermanRussiaFinlandIran